Acele etmeden yürümek, bir şehri tanımanın en iyi yolu. Gezinin ilk gününü hep kaybolmaya ayırıyorum.
Lizbon’da bu kural kendiliğinden işliyor: sokaklar yokuş yukarı kıvrılıyor, merdivenler bir anda bir bakış noktasına açılıyor. Haritaya bakmayı bıraktığım anda şehir kendini göstermeye başladı.
Öğle yemeği için girdiğimiz küçük lokantada masa örtüleri kâğıttı, ızgara sardalya ise unutulmayacak cinstendi. Kalktığımızda saat dörde geliyordu.

